Muhammed Emin Er Seyda’nın Sohbetlerinden
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
Allahümme salli alâ seydina Muhammed ve alâ ali seydina Muhammed.
قَالَ رَبِّ اشْرَحْ ل۪ي صَدْر۪يۙ ﴿﴾ وَيَسِّرْ ل۪ٓي اَمْر۪يۙ ﴿﴾ وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَان۪يۙ ﴿﴾ يَفْقَهُوا قَوْل۪يۖ ﴿﴾
سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَاۜ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ
‘’ وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتّٰى يَأْتِيَكَ الْيَق۪ينُ’’ sadakallahul azim.
Hazreti Ali radıyallahu anh rivayet edilmiştir ki;
“Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vessellem bir gece bize geldi kapımızı çaldı biz uyuyor idik bize dedi ki;
– Teheccüde kalkmadınız mı?
Ben de o’na dedim ki;
– Nefsimiz Allah’ın elindedir. O istediği zaman bizi uyandırır. Bunun üzerine eygamber efendimiz sallallahu aleyhi vessellem döndü giderken dizine vurarak;
– İnsan ne kadarda cedelci mücadelecidir, diyordu.’’
Bu cevaptan rasulullah razı olmadı demek ki anne baba evlâdının evine geç vakitte giderek teheccüde kaldırabilir.
Eşler birbirlerini teheccüd namazlarına kaldırmaları teşvik edilmiştir. Eğer kişi gece namazına kalkmayan birisi ise eşi onunla uğraşmamalıdır. Şayet teheccüde kaldırılacak kişi kalkan birisi ise onu çağırmalı mahrum etmemeliyiz. Bu bir emri maruftur, emri ilâhidir, yerine getirmez isek mesuliyetten kurtulamayız.
İHLÂSI ELDE ETMENİN YOLLARI
Birincisi:
Gerçek mürşidi kâmillerin bulunduğu hak tarikatlarda ihlâs elde edilebilir.
İkincisi:
Cenabı Allah’ın lütfu ile kişiye azim gelir de, zikirlerini yapabilirse ne alâ.
Şu hiçbir zaman unutulup kulak ardı yapılmamalıdır ki; bu yolda “nefis ve şeytan” her daim amansız engellerdir. Çok uyanık olmak gerekir çok. Bu engellere rağmen Allahutealâ’nın lütfu keremiyle hakikaten ihlâs ile yapmaya muvaffak olduğun bir ameli bir şekilde nefis ve şeytan kandırarak güzel örnek olsun vs diyerek akla hayale gelmeyen sözde haklı sebeplerle bu amellerini bir şekilde sağda solda söyletirse bil ki bu riyadır.
Nefis övünmeyi ve de övülmeyi çok sevdiği için bu kapıdan sana yanaşır. İnsanlar istifade etsin ibret olsun örnek olsun vs sebepler bulur. O ihlâslı amelini anlattırırsa gene de tehlikeli yanlış bir iş yapılmış olur nefis bu işten kendisine pay çıkararak ucuba düşebilir ameli iptal ettirir. İhlâslı amelden sevap kazanılacakken işin içine riya karıştığı için bu seferde günaha bile girilmiş olunur.
ONLAR BÖYLEYDİLER…
Muhiddin Arabi hazretlerine bir kimsenin her namazında on defa lânet okuduğu haberi gelmiş. Hazret bunu duyunca hiç yemek yemeden yetmiş bin kelime-i tevhid çekerek kendisine lânet okuyanın ruhuna hediye etmiş onu affettirmiş. Bu yolun önderleri böyle yaptıkları halde bizler ne haldeyiz ne yapıyoruz.
Kulun zahiren teslimiyetine İslâm denir.
Kulun zahiren Allah’a teslim olmasına İslâm denir. Oruçla namazla zekât hac vs. ile yani Allah’ın emir ettiklerini yerine getirmek ve yasak ettiklerinden de kaçınıp yapmamaktır. İşte bu teslimiyet tarzı İslâmiyettir.
Kulun batinen Allah’a teslim olmasına iman denir.
Kendi nefsin için istemediğini başkası için de istememen kibirdendir. Hasetten, ucubdan, merhametsizlikten, riya, ihlâssızlık gibi marazlardan batınını arındırman güzel ahlâktandır. Kişinin hiç kimseye zararı dokunmaması üstelik kendine zararı dokunana da sabretmeyi bilmesi ona zarar verenden de intikam almayıp onu affetnesi imandandır.
O ne yaparsa Allah için yapar. Kendine ikram ve ihsan edilen nimetleri nefsine mâl etmez. İşte bunlar güzel ahlâklar olduğu gibi bunların tersi tabiki kötü ahlâktır, bizler Allah’ın abdlarıyız. Yani cennet karşılığı bizi satın aldığı köleleriyiz. Bizler buna rağmen kulluğumuzu yapmaz isek o zaman bu çok zalimlik olur.
Hadisi şerifte peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vessellem buyuruyor:
“Ne oluyor ki o komşuya; bildiğini komşusuna öğretmiyor.”
Hadisten anlaşılan şudur ki; Allah’ın hakkını vermek namaz, oruç, zekât, hac v.b. yapmakla yeterli olmuyor. Kulların da bizim üzerimizde olan haklarını vermemiz gerekiyor!…
Biz o kullara (komşu, akraba, eş, dost vs) namazı, orucu, zekâtı Allah’ın emir ve yasaklarını kötülüklerden men etmeyi güzel ahlâkı anlatıp örnek olmalıyız. İşte o zaman biz Allah’ın üzerimizdeki hakkını bu şekilde vermiş oluruz. Aksi takdirde bunu ihmâl eder de yapmaz isek ahirette hesap verilirken yakamızı kurtaramayız.
Bu hadisi şerifin üzerimize yüklediği vazifemizin delili de “Asr” sure-i celilesidir.
Şayet bu anlattıklarımızı çevremizde kâmilen yapan var ise o zaman belki ahirette yakayı kurtarabiliriz. Eğer çevremizde konu komşumuza bu vazifeleri anlatan yok ise aklımızı başımıza alıp çaresine bakmalıyız; aksi takdirde hesap sorulur.
Bu işi ashabı ikram hazretleri ve işin ciddiyetine vakıf salihler o kadar ciddiye almışlar ki; her sohbetten sonra ve tokalaşıp ayrılırken dahi “Asr” suresini okuyarak bu sünnete ittiba (uyarlar) ederek birbirlerine hatırlatıyorlardı. Peygamber efendimiz;
“İstediğin kadar yaşa öleceksin, istediğin kadar sev ayrılacaksın, istediğini yap (hayır veya şer) karşılığını göreceksin” buyurmuştur.
Bu hadisi şerif ulemanın dört beş bin hadis içinden seçtiği bir hadisi şeriftir.
İNSANIN ŞEREFİ
Buyurdu ki;
İnsanın şerefi gece teheccüd namazı seherde ibadetlerle elde edilir.
Sabaha ezana kadar yatmak şereflilerin hali değildir böyle yapanlar ahiret fakiri olacaklardır.
KENDİMİZİ ZİLLETE DÜŞÜRMEYELİM
Buyurdu ki;
Dünya için zillet çekmemeliyiz.
İbadetli salih olmayan zenginlerin bile ziyaretlerine gitmek zillettir. Ama tam tersi ise o zaman ziyaret zillet olmaz.
Zengine hürmet edilmemelidir ama o zengin salih zikir ehli ise; ehli zikir olduğu için hürmet edilebilir.
Dünya için zillet çekmemeliyiz.
‘’Subhane rabbike rabbil izzeti amma yesufûne veselâmun alel mürselin velhamdülillahi rabbil alemin.
Subhanekeallahümme vebihamdik; eşhedü enlâ ilâhe illâllahu vahdehulâ şerikeleh ente estağfiruke ve etübü ileyh.’’
02.09.2007
Not: Bu sohbetler yakında kitap olarak basılacaktır.

Tüm ifadeler:
Recep Dortbudak ve 3 diğer kişi